VARLIGI EBEDI
OLAN, MERHAMET SAHIBI, ADALETLI YUCE ALLAH KENDISINE DUA EDENLERI GERI CEVIRMEZ.
DUALARINIZIN RABBIN YUCE KATINA ILETILMESINE VESILE OLAN RAMAZAN BAYRAMINIZ
MUBAREK OLSUN. BU DEGERLI RAMAZAN BAYRAMI.NDA, KAINATIN YARATICISI VE ALEMLERIN
RABBI BAGISLAYICI VE ACIYICI YUCE ALLAH TUM DUALARINIZI KABUL
ETSIN.
KAINATIN
YARATICISI VE ALEMLERIN RABBI YUCE ALLAH'A SONSUZ SUKURLER OLSUN! RAMAZAN
BAYRAMI BEREKETIYLE, BOLLUGUYLA GELSIN, TUM INSANLIK ICIN HAYIRLARA VESILE
OLSUN.
Tatlı bir telaş başlar, ayak seslerini duyduğumuzda Ramazanın
İnşa mevsimi gelmiştir ruhun 11 ay boyunca hasar gören, yara alan, nice badirelerden geçen manaâleminin yeniden restorasyona uğramasıdır. Ve bunun içindir ki; kul bu inşa mevsiminde çalmamalıdır malzemeden,
Hoş sadece Ramazana da sıkıştırmamalı ya! Kulluğunu (o ayrı bir mevzu) En halisinden bir niyet, Helalinden bir bardak su ile ağzını, Mana âlemine dalarak nefsini bağlamak,
Dedik ya!
İnşa mevsimidir Ramazan!
En halisi ile tövbenin, İhlâs ile ibadetin, Veren elle pay etmenin, Alan elle çok etmenin, Tebessümle kardeşliğin, Ezcümle Paylaşarak bir lokma ekmeği kardeşinle "ancak mü'minler kardeştir" ayetin manasına talip olmak Sabr edip nefsin, tüm yönlendirmelerine Elinin tersiyle, "hadi oradan" diyerek ruhunu onarmanın adıdır Ramazan.
Bu Ramazan bir daha gelmeye bilir.
Kadrini bilip değerlendirmek umuduyla Ramazanınız mübarek olsun
Dünyayi oldugu gibi kabul et.Gülümsemeleri ve sikintilariyla sevgisi, dostlugu, yalani ve gerçegiyle; yarinin nefsine bagli planlariyla, gençligin düsleri gibi gelip geçen umutlariyla.
Içinde öyle bir umut tasi ki onu senden kimse almasin. Gözlerin hep gülsün, mutlulugu sende arasinlar, ama onu öyle bir yere saklaki gerçekten isteyen bulsun.
Cuma günü, büyük bir gündür; Allah Teala, İslamı ve müslümanları onunla şereflendirmiştir. Allah Resulu (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Üzerinde güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. O gün Adem (a.s.) yaratılmış, o gün cennete sokulmuş, o gün yere indirilmiş, o gün tevbesi kabul edilmiş, o gün ölmüştür. O gün kıyamet kopar ve o gün cennettekilerin Allah Teala'yı anma günüdür."(Müslim)
"Cuma günü daha önceki kitap ehlinede verilmişti. Fakat onlar, onu kabul edip etmeme konusunda ihtilaf edince, o gün kendilerinden alındı. Ondan sonra bize verildi ve bizim için bayram günü yapıldı." "Cuma günü veya gecesinde ölen müminlere şehid sevabı verilir ve bunlar kabir fitnesinden korunurlar." Ka'b El Ahbar şöyle demiştir:"Allah Teala, şehirlerden Mekke'yi, aylardan Ramazan ayını, günlerden Cuma'yı, gecelerden de Kadir'i üstün kılmıştır." Hayırlı cumalar...
İnsan üç seyin peşinde olmak için yaratılmıstır; hakikatin, hayrın, güzelligin...
İnsan ruhunda bu üç seye götüren üç kabiliyet vardir; zeka, duygu, irade...
Zeka üç yerde kullanılır; kazanmada, zorda, ilimde...
Kalb, üç seyin mahfazasıdır; aşkın, ümidin ve imanın...
Üç seyi sevmeyen ruh, ölü odaları gibi karanlıktır; Allah'ı, çocugu,zalimle kaviden baskasina itaati...
Üç nesneden her yerde kaçmalıyız; yersiz siddetten, açlık bırakmayan tatminden, kendimize çevrilmeyen tehditten...
Üç kisiden korkunuz; merhametsizden, müraiden, mürtekipten...
Üç musibetten uzaklasınız; zulümden, küfürden, cehaletten...
Üç kisiye el uzatınız; hastaya, garibe, muhitinde anlasılmayan bedbahta...
Üç türlü davranıs kaba ve sahtedir; kendini belli eden sanat, nümayısçi ahlak, kendine güvenen dindarlik...
Üç sey saadetin sırrıdır; tevazu, kanaat ve ölümün esiginde sık sık dinlenme zevki...
Dünya üç seyle cennet olur; elden, dilden ve gönülden vermekle, affetmekle, hidayet yolunu göstermekle...
Üç kisi karanlıkta kalmıstır; aşkından çok talakatini kullanan, imanını iddia yapan, aklın meyvesinden lezzet almayan...
Üç hakimin hükmünde hata aranmaz; kalbin, kaderin, ölümün...
Üç yerde insan kendini tanır; tövbede, zalimin kahrı altinda, son nefesinde...
Hayatın manasi üç yerde hakkıyle anlasılır; ask ile birlesen ümidde, vecd ile yapilan ibadette, yeri yurdu unutturan seyahatte...
Gözyasinin üç yerde lezzetine doyulmaz; vuslatta, magfirette, merhamette...
Üç yerde insan Allah sohbetindedir; kalabaliktan incinmeyen yalnizlikta, bir ümidsizin yüzünü ümidle güldürdügü yerde, zalimin zulmü kendinden sükür tasirdigi anda...
İnsanlar içinde kendini bilenler su üç kisidir; rüzgari bile incitemiyenler, kendi adlarini söylemekten utananlar, Allah emaneti olan insanlara katı katı gözlerle bakamıyanlar...
Üç türlü insan Allah'tan uzaktır; rahatlarını hesaplayarak hizmetten kaçanlar, duygulu olduklarını ileri sürüp de sefalet sahnelerinden uzak duranlar, sefil ruhlarda feyz arayanlar...
Üç türlü insan Allah'i görmekle müjdelenmistir; saf kalbler, gecenin karanlıgında günesi bulanlar, hayattayken ölümle birlikte yasayanlar...
Üç seyin hududunda durmasini bilmelidir; isteklerin, aklin, hayatin...
Üç seyden ayrılınca diger üç seye geçmede acele etmelidir; insanlardan ayrılınca ibadete, hareketten çıkınca huzura, dünyaya vedalaşınca uhraya...
selam arkadaşım...nasılsın?inşallah iyisindir...birkaç gün önce söylediğim bir şey vardı sizlere,spacem ile elimde olmayan nedenlerden ötürü ilgilenmeyecektim..evet öyle de oldu...bazı sorunlar ve yolunda gitmeyen nedenlerden ötürü bu kararı almak zorunda kalmıştım...bazı şeyler ters gitti...
ama şimdi tekrar spacemdeyim...ve hayat karşıma terslikler ve olumsuzluklar çıkarmadığı sürece de burada sizlerle olmaya devam edeceğim...
beni düşündüğünüz ve merak ettiğiniz için çok teşekkür ederim,allah hepinizi razı olduğu kullarından eylesin inşallah...
sizlere bu açıklamayı daha erken yapmalıydım belki..bu konuda hatalıyım...sizlerden özür diliyorum ve hakkınızı helal etmenizi istiyorum...bu hususta sizleri kırdıysam beni affedin
artık yine hep görüşeceğiz...kendinize çok ama çok iyi bakın..dualarım sizinle ve sizlerde dualarınızı benden eksik etmeyin...herşey gönlünüzce olsun inşallah...
yine sizlerle beraber olmak çok mutlu ediyor beni...
Bir gün, garip bir kişi gelmiş idi Mekke'ye. O gün Ebu Cehil’e satmış idi bir deve. Ebu Cehil kâfiri, deveyi aldı, ama, Devenin bedelini vermiyordu adama. Adam, bilemiyordu kime gideceğini. Zira kim dinlerdi ki bu garibin derdini? Beytullah'ın yanına gelmişti o arada. Kureyş müşrikleri de toplanmıştı orada. Dedi: (Ben buralarda kimseyi bilmiyorum. Hakkımı alın ondan, çok rica ediyorum.) Yabancı olduğunu anlayınca müşrikler, Hiç de ilgilenmeyip, hem istihza ettiler. Ona, Resulullahın evini göstererek, Ve alaylı şekilde sinsi sinsi gülerek, Dediler ki: (Şurada oturan biri vardır. Ondan senin hakkını, ancak o kimse alır.) O kişi sevinerek onların bu sözüne, Gelip açtı derdini, Allah'ın Resulüne. O Server buyurdu ki: (Gidelim şimdi hemen. Senin alacağını alalım o kişiden.) Geldiler Ebu Cehl'in hanesine o saat. Peygamber Efendimiz, kapıyı çaldı bizzat. Ebu Cehil, kapıda görünce o Server'i, Titremeye başladı vücudunun heryeri. Ve yalvaran bir sesle dedi ki: (Ya Muhammed! Söyle, hemen yapayım bir emrin varsa şayet.) Büyük bir vakar ile o Sevgili Peygamber, Buyurdu: (Bu garibin hakkını getir de ver.) (Hayhay!) deyip, hemence içeriye girerek, Gelip verdi parayı, çok özür dileyerek. Adam teşekkür etti Allah'ın Habibine, Oradan ayrılarak, Kâbe’ye geldi yine. Müşriklere dedi ki: (Size çok minnettarım. Zira alacağımı o zatla gidip aldım. Beni öyle birine göndermişsiniz ki siz, Hakkımı aldı ondan bir söz ile, zahmetsiz.) Onlar, birbirlerine bakarken şaşkın şaşkın, Geldi Ebu Cehil de o sırada ansızın. Dediler: (Muhammed'in sözüyle, az önce sen, Yabancıya borcunu ödedin mi gerçekten?) O (Ödedim) deyince, dediler: (Sen ne dersin? Nasıl Onun sözüyle sen hareket edersin?) Dedi: (Onun sözüyle ödedim, bu doğrudur. Ve lakin ödemeye bıraktı beni mecbur. Zira çıktım kapıya, baktım ki Muhammed var. Ve yanında duruyor çok korkunç bir canavar. Bana, bir düşman gibi bakıyordu o hayvan. Eğer ödemeseydim saldıracaktı o an.)
Peygamber Efendimiz dualarında kabir azabından Allah’a sığındı; Müslümanların da sığınmasını tavsiye etti ve bu konuda şöyle buyurdu
Kabirlerinizde Deccâl fitnesine yakın bir imtihandan geçeceğinizi Allah bana bildirdi.
Ben hayatımda kabirden daha korkunç bir manzara görmedim.
Birbirinizi gömmeyi bırakmayacağınızı bilsem, kabir azabından bir miktar size de duyurması için Allah’a dua ederdim.
ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLME
Birgün kıyamet kopup dünya hayatı son bulacaktır.
Sadece Allah Teâlâ’nın bileceği bir süre geçtikten sonra, sûr’a ikinci defa üflenecektir.
O zaman gökten hayat veren bir su indirilecek, herkes âdetâ bitkiler gibi yeniden canlanacak, kemikleri bile çürümüş olan insanlar, Allah’ın izniyle hiç çürümeyecek olan kuyruk sokumundaki hardal tanesi kadar küçücük bir parçadan (acbü’z-zenebden) yeniden canlanacak, kabirlerinde dirilip kalkacaklardır.
O zaman insanlar dünyada bir gün veya daha az bir zaman kaldıklarını sanacak, Allah’a hamdederek mahşere doğru koşarcasına gideceklerdir.
Ne yazık ki, kendi yaratılışını unutanlar, “Çürümüş kemikleri kim diriltecek” diye hayretle sorarlar, öldükten sonra yeniden hayat bulacaklarına bir türlü inanmazlar. İşte onlar, ilk önce yaratanın yeniden dirilttiğini göreceklerdir.
Köşebaşından döndü çocuk, bir soluğu bir soluğuna karışarak.
Benzinde beyaz olan herşey kırmızıdan nasibini aldı, o koşarken.
Yüreğindeki kanın hepsi yüzündeydi sanki.
Çocuktu, koşmak değil, durmak zordu onun için.
Onun için, elinde sımsıkı tuttuğu kağıt para ile, adımlarını birbirine katarak geçti karşıdan karşıya.
Yağmurun yeni dinmiş olduğunun farkında değildi.
Botları, paçaları sırılsıklam olmuş, çamurdan desenlerle kaplanmıştı. Umurunda değildi ama. Kalbi neşeyle çarpıyordu ya, bu yeterliydi.
İçerideki sıcağın camdaki buğulanmadan anlaşıldığı fırına uzaktan şöyle bir baktı. Elindeki parayı daha sıkı tuttu ve kalbi hızla çarparak kapıyı açtı, içeri girdi.
Kendisi gibi ekmek almaya gelmiş başka insanlar vardı sırada. Hatta tahmin ettiğinden çok daha fazla insan. Kimi elinde parası, kimi de ekmeğiyle bir kalabalık oluşturmuşlardı.
“Ne çok insan var ekmek almaya gelen...” diye geçirdi içinden. Çünkü o ilk kez geliyordu, elinde parasıyla, taptaze birkaç ekmek almaya.
Sıra kendisine gelince, heyecanla parayı uzattı ve “Bununla kaç ekmek alabilirim?” diye sordu.
Kasiyer cevapladı: “Üç tane alabilirsin.”
Çocuğun gözleri ışıldadı, sevinçle aldı ekmeklerini. Geriye kalan on kuruşu da cebine koydu.
Fırında ekmek ne kadar çoktu! Ekmek almaya gelen hayli insan vardı.
Bu zamana kadar hep apartman duvarlarının kenarına asılmış ya da oraya buraya bırakılmış ekmekleri, onları da bulamazsa çöpteki kurumuş olanları yemişti. Hiçbiri de, şimdi elinde tuttuğu üç ekmek kadar güzel kokmuyordu..
Yol kenarında, yağmur sonrası sırılsıklam olmuş kaldırımda bir adam elini açmış, “Bir ekmek parası” diyordu. Elini cebine soktu, on kuruşu buldu ve “Bir ekmek parası etmez ama...” diyerek adama verdi.
Paylaşmak onu çok mutlu etmişti.
Civarda bu kadar ekmek satan yer ve bu kadar çok ekmek yiyen insan vardı. Belki kendisi bunu çok fazla hissedememişti, ama bir bolluk ve bereket vardı.
Bereketin bol olması şükrün azlığını gerektirmezdi. Zira, nimeti verene teşekkür etmemek nankörlük olurdu.
Bunun için kalpten bir teşekkür etti Yaratıcısına. Bu üç taze ve sıcak ekmek için, sıcağı sıcağına, sıcak bir teşekkür.
Ardından, her gün eline bir ekmeği alıp, onun sıcaklığını hissetmeyenler için, bir de onu beğenmeyenler için bir sıcak dua...
Belki bu duanın kabulüydü bugün yediğim üç dilim ekmek.
Belki şükretmek, masum çocukların ve mazlumların sımsıcak duasının bana ulaşan çehresiydi...
SELAM VE DUA İLE HAYIRLI GÜNLER KARDEŞİM YOLLADIGIN SAAT İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM AYRICA SAYFAN ÇOK GÜZEL TEBRİKLER BASARIN DAİM OLSUN İNŞ BU ARADA SAYFANDA OKU OLAN BÖLÜMÜ ALDIM SADECE KIZIMIN İSMİNİN ANLAMI OLDUGU İÇİN AMA SEN HAKKINI HELAL ET SONUCTA SENİN EMEGİNDEN ALDIM EGER İTİRAZ EDERSEN İNAN GÜCENMEM VE SİLERİM ALLAHA ENANET OL SELAMETLE.....
Brenda, yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Brenda'nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens, yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca... Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. "Allah'ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et."
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı.
Brenda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:
"Allah'ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."