sizleri Allah için cooookkk seviyorum...yazılarıma devam ediyorum..
Comments (275)
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Cumanız, İslamın güneşi kadar aydın, Bir müminin tebessümü kadar tatlı, Muhammedül emini hatırlatan gül kadar güzel, Cocuklar kadar neşeli, ve Rabbil aleminin yaratmış oldugu kainatınn tüm güzellikleri ile beraber olsun ve geçsin.. Cumanız mübarek Olsun.
"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse,
geçmiş günahları bağışlanır."
"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."
Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :
-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:
- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:
"Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda)
Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti
kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle
geçirmekten daha kıymetlidir." Kadir geceniz mübarek olsun a.e.o
Kadir gecesi, içerisinde
Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur'ân-ı Kerim de bu gecenin
faziletini belirten müstakil bir sûre vardır. Bu sûrede yüce Rabbimiz şöyle
buyuruyor: Doğrusu biz Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir
gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.
Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O
gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. " (Kadir
sûresi, 97/ 1-5)
Kadir Gecesi’ni, namaz
kılarak, Kur’ân-ı Kerim okuyarak, tevbe, istiğfâr ederek ve dua yaparak
değerlendirmeli. Üzerinde namaz borcu olanların nafile namazı kılmadan önce
hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları daha faziletlidir. Kazası yoksa
nafile kılar. Süfyan-ı Sevrî: “Kadir Gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan
sevimlidir. Kur’ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir.” (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313)
demiştir.
Hz. Aişe validemiz
demiştir ki; Rasûlullah (sas)’e: “- Ey Allah’ın Rasûlü! Kadir gecesine
rastlarsam nasıl dua edeyim?” diye sordum. Rasûlullah (sas): “- Allahümme
inneke afüvvün tühıbbü’l-afve fa’fu annî: Allah’ım sen çok affedicisin, affı
seversin, beni affet.” diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih
Tc. VI, 314). Bu gecenin öyle bir anı vardır ki o anda yapılan ibadet
ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli anı yakalamak için gecenin bütününü
tevbe ve istiğfar ile geçirmek gerekir. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler
en azından teravihten sonra bir miktar oturup dua
etmelidirler....
Bu Mübarek Gecede O'nu
hakkıyla yerine getirenlerden olmak dileğiyle...
Kalpleriniz Kadir
gecesinin feyz ve bereketi ile dolsun. Bütün müminler kadir gecesinde
indirilen KURAN`ın ve elçisinin şefaatlarına nail olsun
İNŞAALLAH...
be gibi tek
nokta üzerinde durabilecek kadar dengeli olunmalı.. te gibi olmalı, veda hutbesinde
emanet bırakılan iki şeyi (Kuran ve sünnet) sürekli başının üzerinde taşımalı
insan...
se gibi az konuşup 3 dinlemeli
toplumda.. cim gibi çocukça
bakmalı hayata, ama cim kadarda çok iş yapmalı..
ha gibi gönlü geniş dostlar edinmeli insan,
HA kadar
ağlamaklı olduğunda yardımcı olabilecek..
dal gibi boynunu bükse de hayat,
zel gibi
şapkasını takmayı bilmeli zorluklara karşı..
ra kadar rahat olsa da
insan bu dünyada,
ze nin noktası gibi
başında dolanan bir sineğin olduğunu mutlaka bilmeli..
sin
midir sanki bu dünyada noktasız pulsuz tek garip..
Allahım, şayet ismimi
saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine
yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, ‘Allah dilediğini siler yok
eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır.”12 Bu
idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Berat Gecesinin hepimiz için hayırlara
vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim
berat kandili tüm islam alemine hayırlara vesile
olması dilegiyle kandiliniz mubarek olsun
Sonsuzca yaşamak, hep var olmak ister insan. Bir
anlamda yaratılışında kodludur bu arzu. Oysaki dünya hayatındaki varlığı diğer
tüm yaratılmış varlıklarda olduğu gibi ölümlüdür. Peki, bir gün öleceğini bilen
insanoğlu neden hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Herhalde bunun en büyük sebebi
insanın sonsuzca var olma isteği ve tutkusudur. Oysaki yüce Yaratıcımız,
insanoğlunun bu arzusunu bu dünya hayatı için değil ahiret yurdu için vaat
etmiştir. Beklide insana sunulacak en büyük nimet ve imkân sonsuzca yaşama
hakkıdır. Allah, insanoğluna katında sonsuzca yaşama hakkı vermek istemektedir.
Bu yüzden olsa gerek insanının içine de yaratılışından itibaren sonsuz yaşama
isteği verilmiştir. Şeytanın, Hz. Âdem ve eşine oynadığı oyun da onları
sonsuzca yaşama tutkusuna ve ölümsüz olmaya kışkırtmak ve Allah’ın yasak ederek
imtihan kıldığı ağaca yönelmelerini sağlamak değil miydi? (7 Araf Suresi 19-25).
İnsan hiç ölmemek ister çünkü var olmak tutkuyla arzulanan bir hadisedir. İşte
yüce Yaratıcımızın insanoğluna bu dünya hayatındaki davranışlarının bir
karşılığı olarak müjdelediği ve korkuttuğu sonsuzca yaşam sadece bu dünya
hayatından sonraki tekrardan yaratılışımızda gerçekleşecektir. İnsanlar
yaşamları süresince yapmış olduklarının bir karşılığı olarak hak ettiklerini en
ufak zerresine kadar orada bulacaklardır.
Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çok defalar cennet ve
cehennemle ilgili kesitler sunularak insanoğlu bir anlamda müjdelenmek ve
terbiye edilmek istenir. Ancak insanlar tarafından genellikle yapılan bir hata
vardır ki oda yine ayetlerde açıklandığı şekliyle cennet ve cehennemin
mertebeleri olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesidir. Kendini samimi ve dünyevi
beklentisi olmadan Allah yoluna adamış, bu yolda didinip çaba gösteren bir
inanan ile yine ayetin ifadesiyle (22 Hac Suresi Ayet 11) Allah’a kıyıdan kıyıya
ibadet eden ancak kendisine gelen bir imtihan karşısında bekleneni veremeyen bir
kulun ya da bunlar arasındaki sayılamayacak kadar çok çeşitteki insanın ahirette
alacakları mükâfatlar ve gönül tatmini bir olmayacağı gibi kısmen ya da tamamen
Allah’ın emirlerinden sapanlarla, Allah’a, Peygamberlerine ve inananlara gerek
fizikî gerekse sosyal, psikolojik ve ekonomik savaş açan kişilerin dereceleri de
aynı olmayacaktır.
Ayetlerde çeşitli cennetlerden bahsedilmekte ve bu
cennetlerle ilgili kesitler sunulmaktadır. Hatta öyle üst mertebede cennetler
vardır ki onlara sadece kendisini Allah yoluna adayan oluşta ve yarışta önde
giden inananlar ulaşabilecektir. Bunlarsa ayette geçtiği şekliyle büyük
çoğunluğu peygamberimiz Hz. Muhammed ve öncesinde yaşamış inananlardan az bir
kısmı ise Peygamberimizden sonraki inananlardan oluşmaktadır (56 Vakıa Suresi
Ayet 10-14). Allah’ın rızası ve hoşnutluğunun kazanılması ise tüm cennetlerden
daha büyük ve önemlidir (9 Tevbe Suresi Ayet 72). Yine cehennemin yedi
kapısından ve her kapıya ayrılmış bölük bölük inkârcılardan bahsedilir (15 Hicr
Suresi Ayet 44). Yani cehennemde çekilecek olan azabın da dereceleri
bulunmaktadır.
İşte tamda bu noktada özellikle insanların büyük
çoğunluğunun cennet anlayışları açısından konunun önemi ortaya çıkmaktadır.
İçinde az da olsa Allah korkusu ve cehennemde yanmaktan çekinme bulunan
insanların büyük çoğunluğu halk arasındaki yaygın ifadesiyle “bir şekilde
cennete girelim de nasıl girersek girelim†anlayışındadırlar. Bu anlayışın
altındaki en büyük neden cennetlerde sunulacak imkân ve nimetlerin aynı olacağı
inancıdır. Dünya hayatındaki yaşantısında maddi pek çok rüyaların peşine takılan
ve doyumsuz olan insan konu ahiret yurdu ve cennet olduğunda kıyısından
kenarından olsa da girmeyi hedeflemekte ve bununla tatmin olabilmektedir. Ya da
pek çok insan tarafından tekrarlanan diğer bir yaklaşım ise “iyi insanlıkâ€
modelidir. Biz iyi insanız kimseye bir kötülüğümüz yok etliye sütlüye karışmayız
kendi halimizde yaşayıp gidiyoruz şeklinde açıklamalar ile dini ve Allah’ın
emirlerini sadece iyilik ve yardımsever olmaya indirgeyen bu anlayış da
kendisini olabilecek en kötü “dindar†modelleriyle mukayese edip cenneti en
çok hak eden kişilerden görmeyi “canım bizde cennete girmeyeceksek kim
girecek†tarzında söylemlerde bulunmayı kendilerine düstur
edinmişlerdir.
Konunun daha iyi anlaşılması için somut bazı
örnekler vermeye çalışalım. İnsanların bireysel maddi manevi birtakım
özellikleri için çeşitli sıfatlar kullanırız. Örneğin sağlık, mutluluk,
zenginlik, güzellik, çirkinlik, güç, kuvvet vb. Ancak kaçınılmaz olarak şunu
biliriz ki pek çok insan zengin sıfatına girebiliyorken zenginlikleri arasında
inanılmaz boyutlarda farklılıklar olabilmektedir. Örneğin Türkiye’nin sayılı
zenginlerinden olan X şahsı ülkemiz insanları için ulaşılmaz bir zenginlikte
görülürken dünya zenginler sıralamasında isimleri dahi geçememektedir. Ancak
bizim bu insanların büyük çoğunluğu için kullandığımız genel bir ifade zengin
olduklarıdır. İşte diğer pek çok insani özelliklerde de ortaya çıkan bu derece
farkı cennet ve cehenneme girecek olan insanlar içinde aynıdır. Yine insanların
güzellikleri ve becerileri de eşit değildir. Ancak bunlar içinde genel ifadeler
olarak güzel ya da becerikli yakıştırmaları yapılır.
Yine sanki kulluk ve ibadet insanın
farkındalığından itibaren değil de hayatının son demlerinde adeta yaşlılık
meşgalesiymiş gibi algılanıp heba edilen gençlik ve yıllar göz ardı
edilmektedir. Kişinin hayatını dünyevi zevk ve saadetler peşinde geçirip
yaşlılığında dahi olsa bazı gerçekleri anlayıp pişman olması yinede takdir
edilebilecek bir davranıştır. Çünkü Allah’ın kimi ne şekilde affedeceğini sadece
Allah bilebilir. Ancak Allah kulunu affetse dahi insanın boşa geçirmiş olduğu
yıllarını geri getirebilme ve bu yıllarını hayra yönelik işlerle geçirebilme
imkânı olamayacağından insan yine kayıptadır. İnsanın haramlara girebilme imkân
ve kudreti varken haramlardan sakınabilmesi ile gerek fiziki gerekse manevi
manada bu kudretlerini yitirdiğinde haramlardan uzak kalması arasında oldukça
önemli fark olsa gerek.
Samimi bir inananın en büyük hedefi beklentisiz
olarak Allah’ın rızasını kazanmaya çalışıp çabalamak, hesap kitap yapmadan,
Allah’ın emir ve yasaklarını sorgusuz bir şekilde harfiyen yerine getirmektir.
Zaten yüce Yaratıcımız samimi ve ihlâslı bir şekilde hayırlı işlerle uğraşan
emir ve yasaklara uyan kullarının ahretteki mükâfatlarını eksiksiz olarak
sunacaktır. Biz kullara düşen ise Rabbimizin takdirini Rabbimize bırakmak
beklentisiz olarak en başta Rabbimizin rızasını ve üst mertebedeki cennetleri
hak edebilmek için hayırlı işlerde yarışmaktır.
Ey iman sahipleri! Dikkatlerinizi, sizi korkunç
bir azaptan kurtaracak bir ticarete çekeyim mi: Allah’a ve onun resulüne inanır,
Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla didinirsiniz. İşte bu, sizin için en
hayırlısıdır; eğer bilirseniz. Günahlarınızı affeder ve sizi, altından nehirler
akan bahçelere, sürekli cennetlerdeki temiz-bereketli barınaklara yerleştirir.
İşte bu en büyük başarıdır (61 Saff Suresi Ayet 10-12).
"Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını
gösterelim diye (Muhammed) kulunu
Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah
noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir,
görendir."
mirac
Arapça'da merdiven, yukari çikmak, yükselmek
anlamlarini dile getirir. Islam'da Hz. Peygamber (s.a.s)' in göge yükselerek
Allah'in huzuruna kabul edilmesi olayi. Mirac olayi hicretten bir yil ya da
onyedi ay önce Receb ayinin yirmi yedinci gecesi gerçeklesir. Olayin iki asamasi
vardir. Birinci asamada Hz. Peygamber (s.a.s) Mescidül-Haram'dan
Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an'in andigi bu asama, gece yürüyüsü
anlaminda isra adini alir. Ikinci asamayi ise Hz. Peygamber (s.a.s)'in
Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselisi olusturur. Mirac olarak anilan bu yükselme
olayi Kur'an'da anilmaz, ama çok sayidaki hadis ayrintili biçimde
anlatilir.
Hadislerde verilen bilgiye göre Hz. Peygamber
(s.a.s), Kâbe'de Hatim'de ya da amcasinin kizi Ümmühani binti Ebi Talib'in
evinde yatarken Cebrail gelip gögsünü yardi, kalbini Zemzem ile yikadiktan sonra
içine iman ve hikmet doldurdu. Burak adli binege bindirilerek Beytü'l-Makdis'e
getirildi. Burada Hz. Ibrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve diger bazi peygamberler
tarafindan karsilandi. Hz. Peygamber (s.a.s) imam olarak diger peygamberlere
namaz kildirdi.
Hz. Peygamber (s.a.s), Beytü'l-Makdis'te kurulan
bir Mirac'la ve yaninda Cebrail oldugu halde göge yükselmeye basladi. Gögün
birinci katinda Hz. Adem, ikinci katinda Hz. Isa ve Yahya, üçüncü katinda Hz.
Yusuf, dördüncü katinda Hz. Idris, besinci katinda Hz. Harun, altinci katinda
Hz. Musa ve yedinci katinda Hz. Ibrahim ile görüstü. Cebrail ile birlikte
yükselis Sidretü'l-Münteha'ya kadar sürdü. Cebrail, "Buradan bir parmak ucu
ileri geçecek olursam yanarim" diyerek Sidretü'l Münteha'da kaldi. Hz. Peygamber
(s.a.s) buradan itibaren Refref adli baska bir binekle yükselisini sürdürdü. Bu
yükselis sirasinda Cennet ve nimetlerini, Cehennem ve azabini müsahede etti.
Sonunda Allah'in huzuruna kabul edildi. Kendisine ümmetinden Allah'a sirk
kosmayanlarin Cennet'e girecegi müjdelendi, Bakara suresinin son ayetleri
verildi ve bes vakit namaz fari kilindi. Yeniden Refref ile
Sidretü'l-Münteha'ya, oradan Burak'la Kudüs'e, oradan da Mekke'ye
döndürüldü.
Hz. Peygamber (s.a.s) ertesi günü Mirac olayini
anlatti. Olayi duyan müsrikler yogun bir kampanya baslatarak Hz. Peygamber
(s.a.s)'i suçlamaya, alaya almaya basladilar. Bu kampanya bazi müslümanlari da
etkileyerek süpheye düsürdü. Olayin gerçek olup olmadigini arastirmak isteyenler
Beytü'l-Makdis'e ve Mekke'ye gelmekte olan bir kervana iliskin sorular sorarak
Hz. Peygamber (s.a.s)'i sinadilar. Hz. Peygamber (s.a.s)'in verdigi bilgilerin
dogrulugu müslümanlari süpheden kurtardiysa da müsriklerin inatlarini kirmaya
yetmedi. Mirac olayi inatlarini ve düsmanliklarini artirarak onlar için bir
fitne nedeni oldu. Bu olay karsisindaki tutumu nedeniyle Hz. Ebu Bekr, Hz.
Peygamber (s.a.s)'ce "Siddîk" lakabiyla onurlandirildi. Hz. Ebu Bekir olayi
kendisine anlatarak hala inanmaya devam edip etmeyecegini soran müsriklere "O
söylüyorsa süphesiz dogrudur" cevabini vermisti.
Ahad hadislere dayansa da Mirac olayinin
gerçekliginde tüm müslümanlar birlesmislerdir. Ancak olayin gerçeklesme biçimi
Islam bilginleri arasinda görüs ayriliklarina neden olmustur. Buna göre Ibn
Abbas'in da içinde bulundugu bazi bilginlere göre Mirac olayi uykuda
gerçeklesmistir. Bilginlerin büyük çogunluguna göre ise uyku durumunda ve rüyada
degil, uyanik iken gerçeklesmistir. Fakat bu görüsü savunanlar da Mirac'in
yalniz ruhla mi, yoksa hem ruh, hem de bedenle mi oldugu konusunda ikiye
ayrilmislardir. Sonraki Kelamcilarin büyük çogunluguna göre mirac olayi
uyanikken hem ruh, hem de bedenle gerçeklesmistir. Içlerinde Hz. Aise'nin de
bulundugu bazi bilginlerle mutasavviflarin büyük çogunluguna göre ise uyanik
durumda iken ama yalniz ruhla gerçeklesmistir.
Mirac olayinin gerçeklestigi gece müslümanlarca
kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayilmis ve bu gecenin ibadetle ihyasi
geleneklesmistir. Osmanlilar döneminde, camiler kandillerle donatildigi için
Mirac kandili olarak anilan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayini
anlatan ve Miraciye adi verilen siirlerin okunmasi, dinleyenlere süt ikram
edilmesi de bir gelenekti.
MIRAC GECESINDE PEYGAMBERIMIZE VERILEN
HEDIYELER
Mirac günü peygamber efendimiz (S.A.V) hediye
olarak üç sey verilmisti: Bunlar; Bes Vakit Namaz, Bakara Suresinin Son
Ayetleri, Ve Sirk Kosmamak sarti ile ''LA ILAHE ILLALLAH
''diyen her Müslümanin cennete girebilecegi müjdesi.
Kocasının dini içerikli bir sitede, kendisini aldatttığını anlatan kadına ne yapması gerektiğini söyleyen Karataş, çok tartışılacak sözler söyledi..
Dün Kanal 7'de Nur Ertürk'in hazırlayıp sunduğu, "Nur Ertük'le Her Sabah" programına telefonla bağlanarak gözyaşları içinde kocasının sanal alemde kendisini nasıl aldattığını anlatan kadına İlahiyatçı Mustafa karataş'ın cevabı net oldu; "Boşanmak dinen hakkın. Boşanabilirsin."
Karataş, ikinci üçüncü eş alma niyetinde olan erkeklere de seslenerek; "Kızınızı üçüncü eş olarak verir misiniz?" diye sordu.
17 yıllık evli olduğu kocasının İslami içerikli internet sitesinden tanıştığı kapalı ve evli bir kadınla yaşadığı ilişkiyi anlatan kadına, boşanma hakkının olduğunu söyleyen Mustafa Karataş, eşlerini aldatan erkeklere çok ağır sorular yöneltti ve Hüseyin Üzmez olayını örmek gösterdi.
BU KAFA 70'İNDEN SONRA SÜBYANCI YAPAR!
Birçok insanın canının bundan yandığını söyleyen Mustafa Karataş, namaz kılmak ya da oruç tutmanın önemli olmadığını, insanın kafa yapısının önemli olduğunu söyledi. Dindar erkekler arasında, "Ben birinci ile evlendim, ikinciyle de evleneceğim. Üçüncüyle de, dördüncüyle de evleneceğim" diye bir anlayışın olduğuna dikkat çeken Karataş, "Sen kızını ikinci ya da üçüncü eş olarak verebiliyor musun?" diye sordu.
Eşlerini aldatan erkeklere seslenerek, "Hanımın başkası ile oynaşsın ister misin?" diye soran İlahiyatçı Karataş, isim vermeden Hüseyin Üzmez olayını hatırlattı. Bu kafa yapısının 70'ine gelmiş insanları sübyancı yaptığını söyleyen Karataş şöyle konuştu: "Milletin değer verdiği adam. Yazar çizer olmuş. Müslümanlara akıl öğretiyor. Televizyonlarda Müslümanlara nasihat ediyor. Sonra da sübyancı çıkıyor. Sapık çıkıyor. Neden? Bu fikir bunu üretiyor. Çok evlilik şartmış gibi. Varmış gibi illa böyle. Yetişe yetişe inançlı insanların arasında adam sapıtıyor. Ondan sonra Ali Kalkancıların bilmem nelerin bir sürü kurbanı da ortaya çıkıyor."
Bu kafa yapısının değiştirilmesi gerektiğinin altını çizen Karataş, "Kızımıza, eşimize layık görmediğimizi bir başkası ile yaşamayacağız. Erkeklerin buna hakkı yok." diye konuştu.
İNTERNETİN DİNİ İMANI YOK!
Türkiye'de daha önceleri bir Nataşa hastalığının olduğunu, şimdi de internetin ortaya çıktığını bunun da Türkiye'nin kanayan bir yarası olduğunu belirten Karataş, "İnternetin dini imanı yok" dedi. Eşi tarafından internette aldatılan kadının, 'namusuna halel' getirildiği için dinen eşinden boşanma hakkı olduğunu söyleyen Karataş, aldatılan kadınların zina eden eşleriyle yaşamalarında bir sakınca olmadığını da sözlerine ekledi.
(Haber 7)
Nov. 19
Havawrote:
Kocasının dini içerikli bir sitede, kendisini aldatttığını anlatan kadına ne yapması gerektiğini söyleyen Karataş, çok tartışılacak sözler söyledi..
Dün Kanal 7'de Nur Ertürk'in hazırlayıp sunduğu, "Nur Ertük'le Her Sabah" programına telefonla bağlanarak gözyaşları içinde kocasının sanal alemde kendisini nasıl aldattığını anlatan kadına İlahiyatçı Mustafa karataş'ın cevabı net oldu; "Boşanmak dinen hakkın. Boşanabilirsin."
Karataş, ikinci üçüncü eş alma niyetinde olan erkeklere de seslenerek; "Kızınızı üçüncü eş olarak verir misiniz?" diye sordu.
17 yıllık evli olduğu kocasının İslami içerikli internet sitesinden tanıştığı kapalı ve evli bir kadınla yaşadığı ilişkiyi anlatan kadına, boşanma hakkının olduğunu söyleyen Mustafa Karataş, eşlerini aldatan erkeklere çok ağır sorular yöneltti ve Hüseyin Üzmez olayını örmek gösterdi.
BU KAFA 70'İNDEN SONRA SÜBYANCI YAPAR!
Birçok insanın canının bundan yandığını söyleyen Mustafa Karataş, namaz kılmak ya da oruç tutmanın önemli olmadığını, insanın kafa yapısının önemli olduğunu söyledi. Dindar erkekler arasında, "Ben birinci ile evlendim, ikinciyle de evleneceğim. Üçüncüyle de, dördüncüyle de evleneceğim" diye bir anlayışın olduğuna dikkat çeken Karataş, "Sen kızını ikinci ya da üçüncü eş olarak verebiliyor musun?" diye sordu.
Eşlerini aldatan erkeklere seslenerek, "Hanımın başkası ile oynaşsın ister misin?" diye soran İlahiyatçı Karataş, isim vermeden Hüseyin Üzmez olayını hatırlattı. Bu kafa yapısının 70'ine gelmiş insanları sübyancı yaptığını söyleyen Karataş şöyle konuştu: "Milletin değer verdiği adam. Yazar çizer olmuş. Müslümanlara akıl öğretiyor. Televizyonlarda Müslümanlara nasihat ediyor. Sonra da sübyancı çıkıyor. Sapık çıkıyor. Neden? Bu fikir bunu üretiyor. Çok evlilik şartmış gibi. Varmış gibi illa böyle. Yetişe yetişe inançlı insanların arasında adam sapıtıyor. Ondan sonra Ali Kalkancıların bilmem nelerin bir sürü kurbanı da ortaya çıkıyor."
Bu kafa yapısının değiştirilmesi gerektiğinin altını çizen Karataş, "Kızımıza, eşimize layık görmediğimizi bir başkası ile yaşamayacağız. Erkeklerin buna hakkı yok." diye konuştu.
İNTERNETİN DİNİ İMANI YOK!
Türkiye'de daha önceleri bir Nataşa hastalığının olduğunu, şimdi de internetin ortaya çıktığını bunun da Türkiye'nin kanayan bir yarası olduğunu belirten Karataş, "İnternetin dini imanı yok" dedi. Eşi tarafından internette aldatılan kadının, 'namusuna halel' getirildiği için dinen eşinden boşanma hakkı olduğunu söyleyen Karataş, aldatılan kadınların zina eden eşleriyle yaşamalarında bir sakınca olmadığını da sözlerine ekledi.
(Haber 7)
Nov. 19
Havawrote:
Kocasının dini içerikli bir sitede, kendisini aldatttığını anlatan kadına ne yapması gerektiğini söyleyen Karataş, çok tartışılacak sözler söyledi..
Dün Kanal 7'de Nur Ertürk'in hazırlayıp sunduğu, "Nur Ertük'le Her Sabah" programına telefonla bağlanarak gözyaşları içinde kocasının sanal alemde kendisini nasıl aldattığını anlatan kadına İlahiyatçı Mustafa karataş'ın cevabı net oldu; "Boşanmak dinen hakkın. Boşanabilirsin."
Karataş, ikinci üçüncü eş alma niyetinde olan erkeklere de seslenerek; "Kızınızı üçüncü eş olarak verir misiniz?" diye sordu.
17 yıllık evli olduğu kocasının İslami içerikli internet sitesinden tanıştığı kapalı ve evli bir kadınla yaşadığı ilişkiyi anlatan kadına, boşanma hakkının olduğunu söyleyen Mustafa Karataş, eşlerini aldatan erkeklere çok ağır sorular yöneltti ve Hüseyin Üzmez olayını örmek gösterdi.
BU KAFA 70'İNDEN SONRA SÜBYANCI YAPAR!
Birçok insanın canının bundan yandığını söyleyen Mustafa Karataş, namaz kılmak ya da oruç tutmanın önemli olmadığını, insanın kafa yapısının önemli olduğunu söyledi. Dindar erkekler arasında, "Ben birinci ile evlendim, ikinciyle de evleneceğim. Üçüncüyle de, dördüncüyle de evleneceğim" diye bir anlayışın olduğuna dikkat çeken Karataş, "Sen kızını ikinci ya da üçüncü eş olarak verebiliyor musun?" diye sordu.
Eşlerini aldatan erkeklere seslenerek, "Hanımın başkası ile oynaşsın ister misin?" diye soran İlahiyatçı Karataş, isim vermeden Hüseyin Üzmez olayını hatırlattı. Bu kafa yapısının 70'ine gelmiş insanları sübyancı yaptığını söyleyen Karataş şöyle konuştu: "Milletin değer verdiği adam. Yazar çizer olmuş. Müslümanlara akıl öğretiyor. Televizyonlarda Müslümanlara nasihat ediyor. Sonra da sübyancı çıkıyor. Sapık çıkıyor. Neden? Bu fikir bunu üretiyor. Çok evlilik şartmış gibi. Varmış gibi illa böyle. Yetişe yetişe inançlı insanların arasında adam sapıtıyor. Ondan sonra Ali Kalkancıların bilmem nelerin bir sürü kurbanı da ortaya çıkıyor."
Bu kafa yapısının değiştirilmesi gerektiğinin altını çizen Karataş, "Kızımıza, eşimize layık görmediğimizi bir başkası ile yaşamayacağız. Erkeklerin buna hakkı yok." diye konuştu.
İNTERNETİN DİNİ İMANI YOK!
Türkiye'de daha önceleri bir Nataşa hastalığının olduğunu, şimdi de internetin ortaya çıktığını bunun da Türkiye'nin kanayan bir yarası olduğunu belirten Karataş, "İnternetin dini imanı yok" dedi. Eşi tarafından internette aldatılan kadının, 'namusuna halel' getirildiği için dinen eşinden boşanma hakkı olduğunu söyleyen Karataş, aldatılan kadınların zina eden eşleriyle yaşamalarında bir sakınca olmadığını da sözlerine ekledi.
En ağır şartlarda filiz veren mucizeler gördüm ben.. ya da en mucizevi anlarda kopan fırtınaları da
yalın ayak çocuk yürüyüşü gibi yüreğime batan cam kırıklarını görmezden gelmeliydim gelemedim
gördüm tüm korku yüklü,ürkütücü,soğuk kırıkları korktum bir kez daha;kendime dönememekten
şimdi ufkuma yeni yollar çiziyorum,beğenmeyip siliyorum baştan çiziyorum bir sürü söz biriktirip kendime saklıyorum her gece ansızın kırıp,her sabah yeniden almaya yola koyuluyorum
yeni sözler öğreniyorum;yeni acılarıma süslü kelimeler kuruyorum oysa ne çok söz varmış seni anlatmaya ama hiçbir cümlenin tabiri caiz olmamış
Senin bu kadar fazla hatta özel sözleri hakkettiğini düşünmüyorum aslında. Senin için söylendiğini de düşünmemelisin,keza sana değil.
Benim sevdamaydı sözlerim.ben sevdama ağladım ağladıysam,ben sevdama aşıktım aşıksam çünkü ben aşık olabilmeyi özledim,ben aşık olabilmeyi;sen olmasan da öğrenirdim....
yani şu kadarını söylüyorum;sen değilsin bu hikayenin ne baş kahramanı ne de ilhamı bir tek benim tek başıma hakkettim,kimseye el sürdürmedim. Sevdama tek kötü söz gelmesin diye yüreğimi paramparça ettim.
Bir kırık sözüm olmadı bu yüzden sana yoksan yoksun var (?) hiç olmadın. ölüme hasret yazıldı adın. ben ölmeyi de yaşamayı da en az senin kadar istedim
gözlerimi kapatıp karanlığa yürüdüm ben zifiri karanlıkta sana en yakışır sözü ayak seslerinden tanıdım...
Yokluğun yeni bir varlık oldu kimliğime Ben seni en çok yokken sevdim
VARLIGI EBEDI
OLAN, MERHAMET SAHIBI, ADALETLI YUCE ALLAH KENDISINE DUA EDENLERI GERI CEVIRMEZ.
DUALARINIZIN RABBIN YUCE KATINA ILETILMESINE VESILE OLAN RAMAZAN BAYRAMINIZ
MUBAREK OLSUN. BU DEGERLI RAMAZAN BAYRAMI.NDA, KAINATIN YARATICISI VE ALEMLERIN
RABBI BAGISLAYICI VE ACIYICI YUCE ALLAH TUM DUALARINIZI KABUL
ETSIN.
KAINATIN
YARATICISI VE ALEMLERIN RABBI YUCE ALLAH'A SONSUZ SUKURLER OLSUN! RAMAZAN
BAYRAMI BEREKETIYLE, BOLLUGUYLA GELSIN, TUM INSANLIK ICIN HAYIRLARA VESILE
OLSUN.
Tatlı bir telaş başlar, ayak seslerini duyduğumuzda Ramazanın
İnşa mevsimi gelmiştir ruhun 11 ay boyunca hasar gören, yara alan, nice badirelerden geçen manaâleminin yeniden restorasyona uğramasıdır. Ve bunun içindir ki; kul bu inşa mevsiminde çalmamalıdır malzemeden,
Hoş sadece Ramazana da sıkıştırmamalı ya! Kulluğunu (o ayrı bir mevzu) En halisinden bir niyet, Helalinden bir bardak su ile ağzını, Mana âlemine dalarak nefsini bağlamak,
Dedik ya!
İnşa mevsimidir Ramazan!
En halisi ile tövbenin, İhlâs ile ibadetin, Veren elle pay etmenin, Alan elle çok etmenin, Tebessümle kardeşliğin, Ezcümle Paylaşarak bir lokma ekmeği kardeşinle "ancak mü'minler kardeştir" ayetin manasına talip olmak Sabr edip nefsin, tüm yönlendirmelerine Elinin tersiyle, "hadi oradan" diyerek ruhunu onarmanın adıdır Ramazan.
Bu Ramazan bir daha gelmeye bilir.
Kadrini bilip değerlendirmek umuduyla Ramazanınız mübarek olsun
Dünyayi oldugu gibi kabul et.Gülümsemeleri ve sikintilariyla sevgisi, dostlugu, yalani ve gerçegiyle; yarinin nefsine bagli planlariyla, gençligin düsleri gibi gelip geçen umutlariyla.
Içinde öyle bir umut tasi ki onu senden kimse almasin. Gözlerin hep gülsün, mutlulugu sende arasinlar, ama onu öyle bir yere saklaki gerçekten isteyen bulsun.
Cuma günü, büyük bir gündür; Allah Teala, İslamı ve müslümanları onunla şereflendirmiştir. Allah Resulu (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Üzerinde güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. O gün Adem (a.s.) yaratılmış, o gün cennete sokulmuş, o gün yere indirilmiş, o gün tevbesi kabul edilmiş, o gün ölmüştür. O gün kıyamet kopar ve o gün cennettekilerin Allah Teala'yı anma günüdür."(Müslim)
"Cuma günü daha önceki kitap ehlinede verilmişti. Fakat onlar, onu kabul edip etmeme konusunda ihtilaf edince, o gün kendilerinden alındı. Ondan sonra bize verildi ve bizim için bayram günü yapıldı." "Cuma günü veya gecesinde ölen müminlere şehid sevabı verilir ve bunlar kabir fitnesinden korunurlar." Ka'b El Ahbar şöyle demiştir:"Allah Teala, şehirlerden Mekke'yi, aylardan Ramazan ayını, günlerden Cuma'yı, gecelerden de Kadir'i üstün kılmıştır." Hayırlı cumalar...
İnsan üç seyin peşinde olmak için yaratılmıstır; hakikatin, hayrın, güzelligin...
İnsan ruhunda bu üç seye götüren üç kabiliyet vardir; zeka, duygu, irade...
Zeka üç yerde kullanılır; kazanmada, zorda, ilimde...
Kalb, üç seyin mahfazasıdır; aşkın, ümidin ve imanın...
Üç seyi sevmeyen ruh, ölü odaları gibi karanlıktır; Allah'ı, çocugu,zalimle kaviden baskasina itaati...
Üç nesneden her yerde kaçmalıyız; yersiz siddetten, açlık bırakmayan tatminden, kendimize çevrilmeyen tehditten...
Üç kisiden korkunuz; merhametsizden, müraiden, mürtekipten...
Üç musibetten uzaklasınız; zulümden, küfürden, cehaletten...
Üç kisiye el uzatınız; hastaya, garibe, muhitinde anlasılmayan bedbahta...
Üç türlü davranıs kaba ve sahtedir; kendini belli eden sanat, nümayısçi ahlak, kendine güvenen dindarlik...
Üç sey saadetin sırrıdır; tevazu, kanaat ve ölümün esiginde sık sık dinlenme zevki...
Dünya üç seyle cennet olur; elden, dilden ve gönülden vermekle, affetmekle, hidayet yolunu göstermekle...
Üç kisi karanlıkta kalmıstır; aşkından çok talakatini kullanan, imanını iddia yapan, aklın meyvesinden lezzet almayan...
Üç hakimin hükmünde hata aranmaz; kalbin, kaderin, ölümün...
Üç yerde insan kendini tanır; tövbede, zalimin kahrı altinda, son nefesinde...
Hayatın manasi üç yerde hakkıyle anlasılır; ask ile birlesen ümidde, vecd ile yapilan ibadette, yeri yurdu unutturan seyahatte...
Gözyasinin üç yerde lezzetine doyulmaz; vuslatta, magfirette, merhamette...
Üç yerde insan Allah sohbetindedir; kalabaliktan incinmeyen yalnizlikta, bir ümidsizin yüzünü ümidle güldürdügü yerde, zalimin zulmü kendinden sükür tasirdigi anda...
İnsanlar içinde kendini bilenler su üç kisidir; rüzgari bile incitemiyenler, kendi adlarini söylemekten utananlar, Allah emaneti olan insanlara katı katı gözlerle bakamıyanlar...
Üç türlü insan Allah'tan uzaktır; rahatlarını hesaplayarak hizmetten kaçanlar, duygulu olduklarını ileri sürüp de sefalet sahnelerinden uzak duranlar, sefil ruhlarda feyz arayanlar...
Üç türlü insan Allah'i görmekle müjdelenmistir; saf kalbler, gecenin karanlıgında günesi bulanlar, hayattayken ölümle birlikte yasayanlar...
Üç seyin hududunda durmasini bilmelidir; isteklerin, aklin, hayatin...
Üç seyden ayrılınca diger üç seye geçmede acele etmelidir; insanlardan ayrılınca ibadete, hareketten çıkınca huzura, dünyaya vedalaşınca uhraya...
selam arkadaşım...nasılsın?inşallah iyisindir...birkaç gün önce söylediğim bir şey vardı sizlere,spacem ile elimde olmayan nedenlerden ötürü ilgilenmeyecektim..evet öyle de oldu...bazı sorunlar ve yolunda gitmeyen nedenlerden ötürü bu kararı almak zorunda kalmıştım...bazı şeyler ters gitti...
ama şimdi tekrar spacemdeyim...ve hayat karşıma terslikler ve olumsuzluklar çıkarmadığı sürece de burada sizlerle olmaya devam edeceğim...
beni düşündüğünüz ve merak ettiğiniz için çok teşekkür ederim,allah hepinizi razı olduğu kullarından eylesin inşallah...
sizlere bu açıklamayı daha erken yapmalıydım belki..bu konuda hatalıyım...sizlerden özür diliyorum ve hakkınızı helal etmenizi istiyorum...bu hususta sizleri kırdıysam beni affedin
artık yine hep görüşeceğiz...kendinize çok ama çok iyi bakın..dualarım sizinle ve sizlerde dualarınızı benden eksik etmeyin...herşey gönlünüzce olsun inşallah...
yine sizlerle beraber olmak çok mutlu ediyor beni...
Bir gün, garip bir kişi gelmiş idi Mekke'ye. O gün Ebu Cehil’e satmış idi bir deve. Ebu Cehil kâfiri, deveyi aldı, ama, Devenin bedelini vermiyordu adama. Adam, bilemiyordu kime gideceğini. Zira kim dinlerdi ki bu garibin derdini? Beytullah'ın yanına gelmişti o arada. Kureyş müşrikleri de toplanmıştı orada. Dedi: (Ben buralarda kimseyi bilmiyorum. Hakkımı alın ondan, çok rica ediyorum.) Yabancı olduğunu anlayınca müşrikler, Hiç de ilgilenmeyip, hem istihza ettiler. Ona, Resulullahın evini göstererek, Ve alaylı şekilde sinsi sinsi gülerek, Dediler ki: (Şurada oturan biri vardır. Ondan senin hakkını, ancak o kimse alır.) O kişi sevinerek onların bu sözüne, Gelip açtı derdini, Allah'ın Resulüne. O Server buyurdu ki: (Gidelim şimdi hemen. Senin alacağını alalım o kişiden.) Geldiler Ebu Cehl'in hanesine o saat. Peygamber Efendimiz, kapıyı çaldı bizzat. Ebu Cehil, kapıda görünce o Server'i, Titremeye başladı vücudunun heryeri. Ve yalvaran bir sesle dedi ki: (Ya Muhammed! Söyle, hemen yapayım bir emrin varsa şayet.) Büyük bir vakar ile o Sevgili Peygamber, Buyurdu: (Bu garibin hakkını getir de ver.) (Hayhay!) deyip, hemence içeriye girerek, Gelip verdi parayı, çok özür dileyerek. Adam teşekkür etti Allah'ın Habibine, Oradan ayrılarak, Kâbe’ye geldi yine. Müşriklere dedi ki: (Size çok minnettarım. Zira alacağımı o zatla gidip aldım. Beni öyle birine göndermişsiniz ki siz, Hakkımı aldı ondan bir söz ile, zahmetsiz.) Onlar, birbirlerine bakarken şaşkın şaşkın, Geldi Ebu Cehil de o sırada ansızın. Dediler: (Muhammed'in sözüyle, az önce sen, Yabancıya borcunu ödedin mi gerçekten?) O (Ödedim) deyince, dediler: (Sen ne dersin? Nasıl Onun sözüyle sen hareket edersin?) Dedi: (Onun sözüyle ödedim, bu doğrudur. Ve lakin ödemeye bıraktı beni mecbur. Zira çıktım kapıya, baktım ki Muhammed var. Ve yanında duruyor çok korkunç bir canavar. Bana, bir düşman gibi bakıyordu o hayvan. Eğer ödemeseydim saldıracaktı o an.)